Bir gramofon efsanesi

gramafon
Edison silindir fonografı (1899)

Müziksiz bir hayat düşünemediğimiz günümüzde müzik dinlemek bizim için çok kolay. Cebimizdeki telefonlardan istediğimiz müziği açıp dinleyebiliyor hatta anlık paylaşabiliyoruz. Tabi bu durum geçmişte hiçte kolay değildi. Bu anlamda XIX. yy da müziğin kaydı ve yeniden dinlenebilir olması ile büyük yenilikler yapılmıştır. İşte bu sayede günümüzde var olan türlü türlü müzik çalarların atası olan fonograf icat edilmiştir.

Gramofonun atası fonograf’ı 1877 yılında Thomas Edison icat etti. Edison kendi okuduğu “mary had a little lamb” (Mary‘nin küçük kuzusu) isimli bir parçayı 12 Ağustos 1877 tarihinde fonografa kaydederek ses kayıt tarihinin başlangıcını yapmış oldu.

Nedense fonograf o yıllarda sinema ile birlikte anılır. Bu iki yeni aygıtı keşfeden Edison’a duyulan hayranlık sonucu olsa gerek Fransız Pathe firması iki alanda da yoğun faaliyet içine girmiş, sinemaya da el atmıştır. Onların temsilcisi Sigmund Weinberg İstanbul’da ilk sinema gösterisini düzenleyen kişi de olmuştur.

Fakat 1866 yılında Graham Bell’in kuzeni Chichister Bell ve Charles Summer Tainter daha gelişkin grafofon’u icat edince işler değişti. Edison kendi ürettiği aleti tekrar ele alarak 1888’de daha kaliteli bir fonograf cihazını ortaya koydu. Aynı yıl Emile Berliner daha fazla kayıt yapabilen gramofon’u üretmişti. 

kare oymalı gramofon
kare oymalı gramofon

Gramofon’un icat edilmesinden sonra seri üretime geçilerek ucuzlaması sağlandı. Böylece yüz binlerce insana ulaşarak gelişimini de hızlanacaktı. Berliner’in ilk modelleri elle çalışırken, sonraki modellerine yaylı bir motor dahil edildi. Ardından opera sanatçılarıyla anlaşarak plak üretimine başlayan Londralı Gramaphone Company, 1899’da His Master’s Voice’ı satın aldı. Fakat çevirisi Sahibinin Sesi olduğu için İslam ülkelerinde hoş karşılanmayacağını düşünen şirket, reklamlarda köpek yerine çocuk resmi kullandılar. 

İLK TÜRK KAYITLARI
Batılılaşma ve yenileşme çabasındaki Türk toplumu bu alete ilgi duyuyordu çeşitli etnik mozaiği ile  iyi pazar olacağı firmalarca çabuk anlaşılan İstanbul’a ilk kayıt ekibi 1900 yılında geldi. The Gramophone Company şirketi teknisyenleri 170 kadar kayıt gerçekleştirdi.

*Bu kayıtlardan kaç tanesinin 1903 yılında piyasaya sürüldüğünü bilmiyoruz.
*Emil Berliner şirketi de 1900-1912 tarihleri arasında yaklaşık 3000 adet kayıt gerçekleştirdi.
*İlk olarak plaklar tek yüzlü olarak basıldı.
*1906 yılından sonra kadın sanatçıların sayısı artmıştır.

DEVR-İ HAMDİ
II..Abdulhamit tahta 1876 ‘ da çıktı. Büyük umutlar vadeden sultan çok geçmeden kendi eliyle açtığı meclisi kapatarak meşrutiyete son vermişti. “İstibdat denilen sıkı yönetim anlayışı Osmanlı toplumunun içine kapanmasına yol açmıştı.

1904-1910 yılları arasında özellikle kadınlar gramofondan gelen sesleri dinlemekle yetinmekte, seslerini plaklara verme konusunda ödünsüz katı bir tutum sergilemektedirler.

“Gavur işi” “Dine aykırı” gözüyle baktıkları için müzisyenleri huninin önüne geçirmek oldukça zor olmuştu.

1930 ‘ LU YILLARDA PLAK ALTIN DÖNEMİNİ YASADI
Cumhuriyetin ilanıyla gelen yenileşme, batılılaşma, çağdaşlaşma gibi kavramlar, Türk toplumunu sıkı sıkıya bağlı bulunduğu  geleneksel yapısını kırmaya zorladı. O günlere kadar Ermeni, Rum ve Çingene kadınlara özgü bir şeymiş gibi görünen sahneye çıkma, şarkı kanto söylemek gibi işleri Türk hanımlarda kolaylıkla yapar oldu. Fikriye Hanım sesini plaklara veren ilk Türk kadınıydı ve onun bas aktristi olduğu Süreyya Operet Topluluğu da yine ermeni operet saltanatına son veriyordu. Hafız Sami, Hafız Osman, Hafız Aşır, Tamburi Cemil Bey imparatorluk döneminde ki yaygın ünlerini çoğalan bir ilgiyle sürdürüyorlardı.  

Gramofon devrinin Türk müziği açısından önemli olaylarından biri çağdaş müziğin önde gelen bestecisi Bela Bartok’un 1936’da Anadolu’da halk müziğinden derleme ve kayıtlar yapmasıdır. Müzik plakları yanında 1912-1932 yılları arasında Hazım Körmükçü, Meddah Sururi Orta Oyunu geleneğini plaklara taşıdılar. Plakta “mizah” geleceği Orhan Boran’ın Yuki’si ile çocuklara, Altan Erbulak’la siyasi mizaha, Öztürk Serengil’le parodilere yönelirken, Halit Kıvanç’lı spor plakları da 1970’lerin başına, televizyonun görselliği yaygınlaşana kadar revaç buluyordu.

Eveet ve biz de geçmişe duyulan özlemden midir yoksa teknolojinin mekanikliğinden, soğukluğundan uzaklaşmak istediğimizden midir bilinmez; şimdilerde çok daha fazla duyuyor ve görüyoruz gramofonları. O taş plaklarının hafif cızırtılı sesinin verdiği o hazzı telefonlardan ya da diğer müzik çalarlardan duyamadığımızdandır belki de…

Belki de kimine göre hiç yaşamadığımız o günlere açılan bir kapıdır, kim bilir…


KAYNAKÇA:

http://www.tarihhaber.net/gramofonun-tarihine-dair-kisa-notlar/

http://www.gramofonkoleksiyoncusu.com/gramofon_tarihcesi.htm